Toplam Ziyaretçi Sayısı :
Doçent Doktor Yalçın Tezcan, Y. Müh. Mimar









 
SON HABERLER

12 Mayıs 2013: İçi Yanıyor

Reyhanlı faciası nedeniyle acı ile uyanılan 12 Mayıs 2013 - Anneler Gününde Dr. Tezcan artık dayanamadı ve içini döktü:

1. TÜRK BAYRAĞI

Rahmetli babası Mehmet Naci Tezcan, Kuleli Askeri Lisesinde okurken İstiklâl Harbi’ne katılmak için Anadolu’ya kaçmış, Sakarya Muharebesinde, Türk Bayrağı altında savaşırken yaralanmış ve gazi olmuş kahraman bir Türk subayı idi. Rahmetli, hem İstiklâl Madalyası hem de iki ayrı şeref madalyası sahibi idi. 2012 yılında ebediyete intikal eden Engin ağabeyinden bu madalyalar, babasının hayatta kalan tek evladı olduğu için Dr. Tezcan’a intikâl edecek, ondan da oğluna geçecektir. Babaları, üç kardeşi de Atatürk çocuğu olarak yetiştirmiştir.

Atatürk İnkılâplarına sıkı sıkıya bağlı olan Dr. Tezcan, son zamanlarda Türk bayrağına reva görülen muamelelere çok üzülmekte, içi yanmaktadır. Geçen yıl vefat eden Engin ağabeyinin bu günleri görmemiş olmasından ise adeta teselli bulmaktadır.

Dr. Tezcan, Uluslararası Müşavir Mühendisler Federasyonu FIDIC’in 1988 yılında Dublin’de, 1989 yılında Washington’da, 1990 yılında Oslo’da yapılan Genel Kurul Toplantılarında Türk Bayrağı (Turkish Flag) arkasında Türk Delegesi (Turkish Delegate) olarak oturmak suretiyle Türk Müşavir Mühendisler ve Mimarlar Birliği’ni temsil etmek şerefine erişmişti. Dr. Tezcan tarafından 1987 yılında FIDIC’e üye yapılması, Birlik’e 18 Ekim 1989’da Bakanlar Kurulumuzca “Türk” adını kullanma hakkının verilmesinde büyük rol oynamıştır.

Dr. Tezcan sayesinde Türk Bayrağı her yıl 3 gün süren FIDIC konferanslarında diğer ülke bayrakları arasında 1988 yılından itibaren yer almaya başlamıştır. Katıldığı her FIDIC Konferansında Türk Bayrağını görmek Dr. Tezcan’a gurur vermektedir.

1988 yılından itibaren, her yıl yapılan FIDIC Müşavir Mühendisler Uluslararası Federasyonu Konferanslarında, diğer milletlerin bayrakları arasında yer alan bayrağımızın toplantılardaki adı “Turkish Flag” = Türk bayrağıdır. Tıpkı Alman Bayrağı = German Flag, Fransız Bayrağı = French Flag, Yunan Bayrağı = Greek Flag gibi. Hiçbir zaman Turkey Flag = Türkiye Bayrağı, ya da Hindi (İngilizcede “Turkey”, “hindi” anlamına da gelir) Bayrağı olmamıştır ve de OLAMAZ. Tıpkı Germany Flag, France Flag, Greece Flag olamayacağı gibi…

Büyük ağabeyi Necat Tezcan, Amerika’da 2002’de vefat ettiğinde vasiyeti gereği cenazesi İstanbul’a getirilmiş ve Kore Gazisi olduğu için tabutu üstüne Amerika’da edinilen Türk Bayrağı örtülmüştü. İstiklâl Madalyası kendisine intikal etmeden önce emr-i hak vaki olmaması için dua eden Dr. Tezcan, kendi tabutunun üstüne de Amerika’dan gelen Türk Bayrağının örtülmesini ve istiklâl madalyasının taşınmasını vasiyet etmiştir.
 

2. TÜRK MİLLETİ

Değerli tarihçimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Millet” kavramını şöyle değerlendirmektedir:

“Kendilerine has dili olanlara millet denir.

Sonu, li, lı ile bitenlerin soyu belirsizdir. Amerikalı, Kanadalı, Perulu, Pakistanlı, Avustralyalı, Arjantinli, Şilili, Yeni Zelandalı, İsviçreli diyebilirsiniz, çünkü bunların kendilerine has dilleri yoktur.

Alman’a Almanyalı, Fransız’a Fransalı, İtalyan’a İtalyalı, İngiliz’e İngiltereli, Rus’a Rusyalı, Japon’a Japonyalı diyemezsiniz. Türk’e Türkiyeli diyemediğiniz gibi…”

Burada Anayasamızın 66’ıncı Maddesini ve 3’üncü Maddesinin birinci ve ikinci fıkralarını hatırlamak gerekir:

“I. Türk vatandaşlığı

Madde 66- Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk tür”,

III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır…”

Burada kastedilen Türkiye Devletinin (“State of Turkey”) resmî dilidir. Ama Türkiye Milleti diyemezsiniz. Nasıl ki, “Germany Nation = Almanya Milleti”, “France Nation = Fransa Milleti” diyemeyeceğiniz gibi. Buna karşılık German Nation = Alman Milleti”, French Nation = Fransız Milleti” gibi Turkish Nation = Türk Milleti denilir.

Türk Milleti ifadesinden rahatsızlık duyulması, bu ifadeyi kullanmamak için bin dereden su getirilmesi Dr. Tezcan’ı çok üzmektedir.

Hele hele Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün, yıllar yılı yerinde durduğu yerden sökülüp atılması, Dr. Tezcan’ı derinden yaralamıştır.

3. TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Burada Anayasamızın 1’inci ve 2’inci Maddelerini hatırlamak gerekir:

“I. Devletin şekli

MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Türkiye Cumhuriyetinin kısaltılmış adı “T.C.” dir. Ne yazık ki son zamanlarda, “T.C.”den bile rahatsızlık duyulmakta, tabelalardan çıkarılmaktadır. Atatürk’ün dediği gibi, Dr. Tezcan Türkiye Cumhuriyetinin ilelebet yaşayacağına inanmakta; fiiliyata dökülmüş olan bu biçim rahatsızlıklar, Dr. Tezcan’ın kalbini dağlamaktadır, vatandaşların karşı tepkileri ise bir nebze de olsa, acısını hafifletmektedir.

4. Sıradan bir vatandaş olarak Dr. Tezcan’ın içini sızlatan olaylar:

Aşağıdaki olaylar sıradan bir vatandaş olarak Dr. Tezcan’ın yüreğini sızlatmaktadır:
 

  • Ülkemizin kurtarıcısı, Devletimizin kurucusu Mustafa Kemâl Atatürk’ün unutturulmaya çalışılması…
     
  • Atatürk’ün kurduğu partinin Anayasamızın 2’nci Maddesindeki “Türkiye Cumhuriyeti… lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” tanımına karşın, lâiklikten gittikçe uzaklaşılması karşısındaki suskunluğu…
     
  • Millî Bayramlarımızın kutlanmasına kısıtlılık getirilmesi…
     
  • Silivri, Hasdal ve Sincan’daki uzun tutukluluk süreleri…
     
  • Emekli bir genelkurmay başkanına “terörist” yaftasının yapıştırılması, buna karşılık bazı gazetecilerin, gerçek “teröristlerle” yan yana, omuz omuza ve hatta diz dize resim çektirmeleri, sonra da utanmadan, sıkılmadan bu resimleri gazetelerinde, adeta iftiharla yayınlamaları…
     
  • Balyoz’daki gibi “darbeye teşebbüsten” 365 kişinin yargılanıp 237’sinin hüküm giymesinin dünyada görülmemiş olması (Milliyet 24 Ekim 2013 sayfa 17) ve:
     
  • Balyoz yanında Ergenekon, Poyrazköy, 28 Şubat, İstanbul casusluk, İzmir casusluk gibi davaları da eklerseniz darbe teşebbüsçüsü yüksek rütbeli asker sayınının 500’ü aşıyor olması, bunun tarihte benzerinin olmaması (aynı gazete, aynı sütun) Tarihte benzeri yok…
     
  • Sürecin ana hedefinin Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ tarafından şöyle ifade edilmesi: “Bu tasfiye ile bugünün ve yarının komuta kademelerinde yer alabilecek niteliklere sahip personel ordudan uzaklaştırılmıştır. Bu, Türk Ordusu’nun zayıflatılmasını, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğini ilgilendiren bir sorundur!”


5. 53 yıllık bir mimar, 33 yıllık bir müşavir olarak Dr. Tezcan’ın içini sızlatan nesneler ve olaylar:

Aşağıdaki nesneler ya da olaylar Dr. Tezcan’ı derinden rahatsız etmektedir:

  • Tarihî yarımadanın Sahil Yolunda Sarayburnu’na doğru dönüldüğünde karşımıza çıkan ve Beyoğlu’nun siluetine bir hançer gibi saplanmış olan, simsiyah kocaman çirkin yapı…
     
  • Zeytinburnu’nda Sahil Yolundan geçerken hayranlıkla seyrettiğimiz ince ve zarif gökdelenlerin, Haliç tarafından bakıldığında, tarihî camilerimizin silueti ile yarışma talihsizliği…
     
  • Haliç’teki Metro Köprüsünün, sanki başka türlü yapılması mümkün değilmiş gibi, UNESCO’nun itirazlarına rağmen illâ da telli duvaklı ve de boynuzlu (!) inşa edilmesi ve bu yüzden Süleymaniye Camisinin muhteşem siluetini etkilemesi…
     
  • Basın Ekspres yolu üstünde giderken, üstünüze düşecekmiş gibi duran simsiyah AVM…
     
  • Ataköy 5.Kısım Mahallesi yanına yapıştırılan, Ataköy’ün mimarisi ile hiç uyuşmayan konaklar(!) ve de ne o konakların(!) mimarisi, ne de Ataköy’ün genel mimari anlayışı ile hiç ilgisi olmayan telli duvaklı AVM…
     
  • Boğaziçi Köprüsü başında tek yeşil olarak kalan karayolları arazisinin çok yüksek yoğunluklu yapılaşmaya açılması…
     
  • Şehirlerin simgeleri olan meydanlar, eskiden yarışmaya çıkarılır, yarışmayı kazanan mimar ve şehirciler tarafından planlanır, halkın görüşüne sunduktan sonra düzenlenebilirken, şimdi “yaptım oldu” usulü ile halkımıza hiç sorulmadan ele alınması, TTK’ların itirazlarına hiç aldırılmaması…
     
  • Taksim Gezi parkındaki 75 yıllık ağaçların sökülmesi,
     
  • Avrupa’da özellikle İngiltere’de havalimanına bir pist ilâvesi dahi, çevresel etki değerlendirme etüdü yapılmadan, halkın görüşüne sunulmadan ve onayı alınmadan yapılamaz iken, ülkemizde paldır küldür böyle işlere kalkışılması ve bir zamanlar, üniversitelerde çevresel etki değerlendirme etüdünün önemini anlatanların, bu gün İstanbul’un eko-sisteminin zarar görmesi iddiaları karşısında suspus olmaları…
     
  • Birkaç yıl önce İstanbul Nazım İmar Planı (2006) yapılması için yerli yabancı 50’den fazla uzmanın bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkan Planda medyanın Çılgın (!) diye nitelediği “Kanal” projelerinin ve 3’üncü köprünün esamisi okunmaz idi. 3’üncü köprünün öngörüldüğü Ulaşım Ana Planında (2011)  3’üncü havalimanının -ancak Atatürk Havalimanı genişletildikten 50 yıl sonra- kapasitesi dolduğunda ve çevreye en az zarar verebilecek bir bölgede (Silivri’nin kuzeyi) yapılması planlanmış iken İstanbul’un ciğerlerini, su kaynaklarını mahvedebilecek yerlerde projelerin bir anda ortaya çıkıvermeleri…

    Neresinden baksanız bu proje zarar, ziyan
     
  • Londra'da tam 6 adet havalimanı var. Yedinci havalimanını yapalım mı yoksa Dünya'nın en büyük havalimanlarından birisi olan Heathrow'u daha da mı büyütelim diye tartışıyorlar. Yoksa, kimse Heahrow'u yıkmayı aklının ucuna bile getirmez İngilterede.
     
  • Londra'da havalimanları kendi içlerinde fonksiyonlarına göre bölümlenmiş. Heathrow, uluslararası havayollarına hizmet verirken, Gatwick, Heathrow'un yetersiz kalması sebebi ile kullanılan bir havalimanı. Stansted ucuz havayollarına hizmet veriyor. Luton, şehre en uzağı olup en ucuzcular kullanıyor. City ise iç hatlara ait. Orada milli servete çok önem verirler.
     
  • Dünya çapında mükemmel bir eser olan Atatürk Havalimanının 3’üncü havalimanı yapıldığında kapatılacağı, böylece 20’inci yüzyıl mimarîmizin en başarılı eserlerinden birinin yok edileceği, millî servetimizin heba edileceği haberi…
     
  • Kanal İstanbul'un çılgın etkileri (Bkz: Milliyet, Mikdat Kadıoğlu)
     
  • Ve de heykellerin bir emir ile yıktırılması.

SON OLARAK:

Rahmetli annesinin dediğine göre 1 Haziran 2013’te (nüfus cüzdanına göre 5 Eylül) 78 yaşına basan Dr. Tezcan yaşlı bir vatandaş olarak, Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” prensibine aykırılıkların bir bumerang gibi masum insanları vurabileceğini görmekten büyük acı duymakta, Reyhanlı’da Anneler Gününü göremeyenlere Allahtan rahmet, çok acılı bir Anneler Günü geçiren yakınlarına da baş sağlığı, sabır ve sükûnet dilemektedir.