Toplam Ziyaretçi Sayısı :
Doçent Doktor Yalçın Tezcan, Y. Müh. Mimar

SON HABERLER

01-14 EYLÜL 2015: FETHİYE MACERASI 

  Giriş                                                                                                                                                                 
 

Yalçın'lar eskiden Selimpaşa'daki yazlıklarında denize girerlerdi. Annesinden 3 kardeşe miras kalan Suadiye'deki evin, rahmetli Engin ağabeyinin ısrarı üzerine satılmasından gelen para birikimleri sayesinde bu yazlığı 1983'te almışlardı. Yalçın, 40 evlik siteye Marmara Bölgesinin ilk arıtma tesisi de yaptırmıştı (Dizayn eden Prof. Dr. Sarıkaya sağ olsun). Denize 110 basaMak merdivenden inerlerdi ama uzun kumsalı vardı. Yerli, yabancı dostları ve akrabaları gelip kalırlar, denize girerlerdi.

 



 

1988 Yazı: Jaro, Roberta ve amcaları (ikiside rahmetli oldu), Neriman ile yazlık evde

 

Bakü'ye dönerken bir hoşçakalın dahi demeyen Muhabbet dahi yazlık evlerinde kalmıştı

 

Prof. Dr. Zeki Sürel' in (rahmetli) eşi Bike hanım ile bizimkiler yazlık sitenin plajı önünde (kumsal plaj artık yok)

  Zaman içinde deniz pislenmeye başladı. Site sakinleri de değişti, eski havası kaçtı. O yüzden sitenin havuzuna da girmiyolar. Bu nedenle Bodrum civarında "Sea Garden" Tatil Köyünden devre mülk aldılar. Bir süre gittiler. Yaşlandıkça denizi soğuk, kaldıkları daireden denize gelip gitmek te zor gelmeye başladı. Yalçın oğluna devretti.
 

Sea Garden Tatil Köyü Genel Görünüş


Balkondaki serçelerle birlikte kahvaltı


Kaldıkları evin salonu
 
İşte o yüzden Bodrum'da denizi sıcak olan Gündoğan'da bir butik otele her sene 15 gün gitmeye başladılar. Otelin hemen önünde kendi özel plajı vardı. Fakat kıyısı çakıllı idi, ayaklarının altından kayıyordu. O nedenle denizden çıkarken zorlanıyorlardı. İlaveten B/B olduğundan, her gün akşam yemeği için dışarıya çıkmak zorundaydılar. Neriman karanlıkta yürürken zorlanıyordu. O nedenle 2015 senesi için, kıyıdan denize girebilecekleri kumsalı olan bir yer aramaya başladılar. Suyu soğuk olmadığı için de Ölüdeniz'i araştırmaya başladılar. Meğer Ölüdeniz kıyıları da çakıllı imiş, sadece Otel Meri'nin plajı kumsalmış. Orası da ETS Tur ile bağlantılı imiş.
 

Butikhan Otelden özel plajına bakış


Butikhan Otel Özel Plajı


Butikhan önündeki çakıllı plaj
  b) ETS Tur

ETS Tur Merkezi ile görüşerek Yalçın 15 Aralık 2014'te rezervasyon yapmıştı. Gerek ETS Tur'un gerekse otelin internet sitesindeki hava fotoğrafında (şimdi değiştirmişler) otel arazisi yekpare olarak gözüküyordu. Kimse bizimkilere, otel arazisini ana trafik yolunu böldüğünü, yolun altı ile üstü arasında zigurat gibi merdivenler olduğunu, yemekhaneye, zigurat gibi bir merdivenle çıkıldığını vs., vs. söylemedi. Açıkçası kandırıldılar(205a).

(205) Tıklayınız: 5 Ekim 2015 ETS Tur ve Hotel Meri'ye Dr. Tezcan'ın gönderdiği mail

c) 01 Ekim 12:30 - 14:00 Dalaman Havalimanı - Fethiye - Otel Meri


Gidişte Dalaman Havalimanındaki rezaletin farkına varmadılar. ETS Tur'un minibüsü de konforluydu. Yeni tünelden geçtiler. Fethiye'den geçerken şaşırdılar. Kendilerini İngiltere'de bir kasabada sandılar. Her taraftaki tabelalar İngilizceydi. Meğer İngilizler Fethiye ve civarına yerleşmişler. Fethiye'nin il olması gerek. O kadar büyük ve gelişmiş. Mutlaka ziyaret etmelisiniz.
 

Fethiye Genel Görünüş

Fethiye Sahil Yolu

Dalaman HL - Otel Meri

 

d) Otel Meri'de Şok

Otele geldiklerinde şok yaşadılar. Çünkü ETS Temsilcisi Ayşegül Hanımdan ilk defa, otelin trafik yolu tarafından bölünen iki kısımdan oluştuğunu, kendilerine tahsis edilmiş odaya gitmek için önce Zigurat gibi bir merdiveni çıkmaları gerektiğini sonra da 3 gündür çalışmayan asansöre bineceklerini (tabii binemeyeceklerini) öğrendiler. Öğlen ve akşam yemeklerini Otelin Resepsiyonundan çıktıktan sonra trafik yolunun aşağısında, kahvaltıyı ise yolun üstündeki setin üstünde yiyeceklerini öğrendiler.

Denize gitmek için 250 m ( belki daha fazla ) yol yürüyeceklerini ve yüksek basamaklı merdivenler ineceklerini öğrendiler.

Oysaki otele 3 gün önce düz ayak ulaşacakları bir oda rica ettiklerini tekrar hatırlatmışlardı(206).

Böylece hem ETSTur, hem de Otel tarafından kandırıldıklarını idrak ettiler. Onun üzerine Dr. Tezcan Avukatı Neyir Musal’ı aradı. Maalesef telefonu kapalıydı. Mecburen resepsiyon yetkilisi ile epey tartıştılar. Sonunda, aşağıdaki havuz başından ( ama üst kattan ) bir oda vermeyi kabul ettiler. Fiyafarkı ödemeleri şartıyla.

Havuz başındaki oda için, -utanmadan- 700 TL fark istediler. Hem de açıktan. Neriman'ın hovardalığı tuttu.700 TL yi elden ödedi. Bir makbuz dahi vermediler. Bu fark bizimkileri çok rahatsız etti. 

ETSTur’a 15 günlük (14 gece) herşey dahil tam pansiyon için 5.213 TL’yi 15 Aralık 2014’te ödemiştiler. O gün de 700 TL daha, hem de açıktan... Yani oda başı 372,36 TL kişi başı 186.18 TL güya bu tenzilatlı fiyatmış(205b).
 
e) Oda Banyosunda Can Güvenliği yoktu 

Yolu geçtikten sonra, dimdik bir merdivenden inerek, sonra da dimdik bir merdivenden çıkarak ulaştıkları üst kattaki bir odaya yerleştiler. Odada kasa yoktu, banyo gideri çalışmıyordu, cep telefonlarını şarj etmek için bile priz yoktu. Klima nuh-u nebiden kalma idi. Ama en önemlisi Banyo'da can güvenliği yoktu. Evet Sayın Ziyaretçiler, 6.000 TL'ye yakın para ödediğimiz otelde can güvenliğimiz yoktu.

Banyo yeni moda yapılmıştı. Yani duşun suyu yere akıyordu. Yer de hemen kayganlaşıyordu. Banyoya girildiğinde kayıp düşmemek için tutunacak hiçbir tutamak yoktu. Yani can güvenlikleri yoktu. Her defasında Allaha dua ederek banyoya giriyorlardı. Akıllarına hep Kenan Işık geliyordu. Kayıp düşmeden  çıkmak için banyoya, deniz kıyısına giderken giydikleri tokyolarla giriyor, sağ salim çıkınca da Allaha şükrediyorlardı(205b).

f) Merdivende de Can Güvenliği yoktu

Hava kararınca bahçe ve yaya yolu ışıkları  otomatik yanıyordu. Ama aşağı indikleri merdiven neden sonra illâ da 19:45’te yanıyordu. Çünkü merdiven otomatiği dış havaya değil, saate ayarlanmıştı. Neriman 5 akşam, üst kattan inerken çok zorluk çekti. Ancak bağırıp çağırdıktan sonra merdiven ışığını yakıyorlardı. EVET. Bu yüzden bir akşam Yalçın'ın tepesi attı. Bağırıp çağırdı. Saati biraz öne aldılar.

g) Öğlen yemeği verilen yemekhaneye (!) çıkmaları ve kahvaltıya gitmeleri mümkün değildi

Öğlen yemeği için basamakları aşırı yüksek dimdik bir merdiveni çıkmak ve inmek şarttı.

Yolun üstündeki kahvaltı mekânına ulaşmak için, dimdik merdivene tırmanıp trafik yoluna, oradan resepsiyona ulaşmak ve yine merdivenlere tırmanmak gerekiyordu. Bu durum karşısında bizimkilerin ısrarı sonucu her gün odaya kahvaltı gönderdiler ama çayı çaydanlıkla göndermeyi bile akıl edemediler. O yüzden buz gibi gelen tek küçük bardak çaya razı oldular. Öğlen yemeklerini ise akşam yemeği yenen yere garson getirmeye başladı. Garson Şahin çok yardımcı oldu.

h) Ancak, yemekler felaket idi. Ödedikleri para ile yemek kalitesi arasında denge yoktu. Tatlılar haricinde her şey acı idi. Zeytinyağlı pırasa ve taze fasulye bile zehir gibi acı idi. Bir gün ise kokmuş balık vermişlerdi.

i) 5-15 Eylül: Giriş Katındaki Odada Neriman'ın Çektikleri

Nihayet giriş katında ön cephede bir oda boşaldı ve o odaya indiler. İner inmez de Neriman'da aniden inanılmaz ve dayanılmaz bir öksürük başladı. Öksürük geceleri sabahlara kadar devam ediyordu.

10 Eylül’de Fethiye’de Esnaf Hastanesine gittiler ve Göğüs Hastalıkları uzmanı alerjik rinit teşhisi koydu. Çeşitli ilaçlar verdi. Ve de odalarının değiştirilmesini istedi. Odalar doluydu. O yüzden değiştiremediler. İlaçlar kısmen öksürüğü baskıladı ise de öksürük İstanbul’a döndükten epey sonra geçti.

j) Bahçe, Deniz ve Plaj

Otelin tek iyi tarafı denizi idi. Suyu ılık ve dalgasızdı. Kaplumbağalar ile birlikte yüzüyorlardı. Plaj kumdu ve denize girip çıkmak kolaydı. Almanlar ufak çocuklarını rahatca yüzdürüyorlardı. Bahçesi de ağaçlık ve çiçekliydi.

 

Hotel Meri'de akşam yemeği
ve Garson Şahin


Hotel Meri, oda balkonundan bahçeye bakış


Hotel Meri, Ölüdeniz'e bakış
 

k) İngilizlerin düğünleri

Fethiye'ye yerleşmiş olan İngilizler, bizimkilerin dönüşlerine yakın düğünlerini otelin kıyısında yapmaya başladılar. Bizimkiler açısından deniz dışında tek eğlenceli olay bu düğünler oldu. Animasyon filan hiç görmediler çünkü.

l) Sonuç

Otel allah vergisi harika bir denize layık bir tesis değildi. Bir daha gelmeye tövbe ettiler

m) 15 Eylül Öğleden Sonra: Dalaman HL'daki Rezalet

Neriman'ın ayağı, Yalçın'ın bacağı birkaç yıl önce kırıldığı için, yürüme zorluğu çekiyorlardı. O nedenle de, yıllık yurt içi tatillerinde, milleri ile business class bilet alır, hava limanlarında CIP girişini kullanırlardı. Böylece sıkıntı çekmeden, kuyruklarda beklemeden CIP’e giriş yaparlardı.

Atatürk ve Bodrum Hava Limanlarında bu rahatlığı hep yaşadıkları için çok geniş bir hinterlandı olan Dalaman Terminalini de öyle sandılar.

i) Dalaman Terminali Girişindeki Rezalet

15 Eylül öğleden sonra bizimkileri Ölüdeniz ’den getiren ETS’nin şoförü, “CIP’e dışardan girişin kapandığını söyleyip bizimkileri Terminal dışındaki uzun kuyruğun arkasına bıraktı. Allah için, indirdikleri yerde ne engelliler ile ilgilenen bir kişi, ne de bavullarını koyacakları arabalar vs. vardı.

O sıcakta ikisi de şoka girdi. İstanbul’da Terminal girişinde bir düğme vardır; basarsınız yardıma gelirler. Dalaman Terminalinde sırada bekleyenler dışında tek bir Allah’ın kulu olmadığından Yalçın Engellilere yardım edecek kimse yok mu?” diye bağırmaya başladı. Nihayet bir özel güvenlikçi bayan -salına salına- arz-ı endam etti. “S.O.S’e haber verdim, bekleyin” emrini (!) verdi, çekti gitti. Ama ne yazık ki, ne gelen, ne de giden oldu. Oturup bekleyecek bir kanepe dahi yoktu. Zaten trotuar çok dardı. Kanepe her halde o yüzden konmamıştı.

Bizimkiler takriben 20 dakika o sıcakta kuyrukta sıra beklediler. Yalçın sol eliyle bavulu çekiyor, sağ eliyle de bastonuna dayanmaya çalışıyordu. Neriman da daha hafif olanı ittiriyordu. Nihayet Terminal’in kapısına geldiler.

ii) Polis Odasında Bekleme

Yalçın sağda bir Polis Odası gördü. Bir polis memuru, yazıcının kartuşunu temizlemekle meşguldü. Hiç oralı olmadı. İzin istemeden, odaya daldılar ve buldukları iskemlelere oturdular. Polis çok meşguldü. Meşguliyeti bitsin diye beklediler, ama hiç oralı olmadı. Kuyruktaki insanlar önlerinden geçiyor, bizimkiler hâlâ Polis odasında, memurun başını kaldırmasını bekliyorlardı. Yalçın, baktı, olacak gibi değil; Polis memurundan ilgilenmesini rica etti. Memur, birisini çağırdı, beklemekte olduğumuzu bir daha anons etmesini söyledi.

iii) S.O.S. Yardımının Geç Gelişi

Nihayet, Terminale varışlarından her halde 35-40 dakika sonra, mavi gömlekli bir genç tekerlekli sandalye ile gelip dışarıya yöneldi. Yalçın seslenip çevirdi ve iki arabaya ihtiyaçları olduğunu bildirdi. Nihayet ikinci araba da geldi ve THY bankosuna götürüldüler.

iv) THY – Business Bankosundaki Şok

Bir de ne görsünler? Siniri zaten tepesinde olan Yalçın patladı. Gerisini yazmayalım Değerli Ziyaretçiler Ne olur Ne olmaz!!!

v) CIP Salonundaki Şok

CIP salonu, sonradan yolcu koridorundan çalınarak yapılmış garip bir mekân. İnce uzun ! Her halde 50 m var. Otobüslerdeki gibi cam tarafında tek sıralı koltuklar ve de bir koridordan ibaret nerede ise. Yiyeceklerin bulunduğu yer ise, bizim gibi engellilerin ulaşması için bir hayli uzak. Havalandırması çok kötü. Ya tepenizden gelen buz gibi havaya tahammül edeceksiniz ya da en arkadaki havasız bölgeye sığınacaksınız.

En kötüsü CIP mekânı içinde tuvalet yok. Neriman dışarıdaki tuvalete gitti ve umumî olduğu için sıra beklemek zorunda kaldı. Yalçın da gitti. Tuvaletin pisliği, eskiliği, bakımsız hali onu da şoke etti.

vi) Atatürk Hava Limanında Yaşadığımız Şok(207)

TK 2559 sefer sayılı uçak İstanbul Terminalinde körüğe yanaştı. Engelli olduklarından asansörlü araç gelecek idi. Tüm yolcular çıktı. Bizimkileri beklettiler. Uçakta kimse kalmadı. Neriman sıkıştı. Onun uçaktaki tuvaleti kullanmasına izin verdiler. Yalçın'a ise hayır dediler.

Uçağı temizleyecek ekip girip işine başladı. Bizimkiler hâlâ bekliyor. Nihayet asansörlü araç uçağa yanaştı. İki S.O.S. elemanı bizimkileri tekrar tekerlekli sandalyelere bindirerek asansörlü kabine soktu. İkisini de kabinin duvarına yanaştırdılar. Sonra oturup laflamaya başladılar. Kendi özel meselelerini konuşmaya daldılar; sanki bizimkiler hiç yokmuş gibi. Galiba gülüşüyorlardı da. Bizimkilerle ilgilenen yoktu.

Araç nihayet hareket etti. Şoför ters bir manevra yapınca, Neriman'ın tekerlekli sandalyesi güya bağlı olduğu yerden ayrılıp HIZLA karşıdaki sedyeye çarptı. Yalçın gözünü kapattı, Neriman'ın çığlığını bekledi. Ayağı ve ayakları incinmiş veya kırılmış olabilirdi. Neyse ki, tekerlekli sandalyenin mahmuzları karşıdaki sedyeye çarpmış ve Neriman'ın ayak ve bacakları kurtulmuştu. Anlaşılan tekerlekli sandalyenin frenini çekmemişler, sandalyenin bağlandığı yeri kontrol etmemişlerdi.

Tabii derhal tepki gösterdi. Bıyıklı olan: “yerinden kurtulmaması lazımdı” gibi garip bir savunma yaptı. Anlaşılan şuydu:

  • Muhtemelen taşeron olan S.O.S. personeli, yeterince eğitilmemişti.
  • Canımızı teslim ettiğimiz bu kişiler, görevlerinin bilincinde değillerdi. THY’nin kendi personelinin aksine uluslararası kurallara göre yetiştirilmemişlerdi. “Ha babam usulü” çalışmaktaydırlar.

vii) THY+DHMİ ve ETSTUR+Otel Meri'ye Şikâyet

Yalçın, 29 Eylül 2015'te THY Genel Müdürü ile DHMİ Genel Müdürüne şikâyet maili gönderdi(207). 9 Ekim'de THY Müşteri İletişim Merkezinde gönül alıcı bir cevap aldı. DHMİ ise hiç oralı olmadı.

Yalçın 5 Ekim 2015'te ise ETS TUR'a şikâyet maili gönderdi(205) Otel meri'ye de kopyaladı. Ne ETSTUR ne de Otel Meri(*) oralı bile olmadı. O nedenle Yalçın'lar ETSTUR'u sildiler.



(205) Tıklayınız: 05.10.2015 ETSTUR'a şikayet, Otel Meri'ye kopya
(207) Tıklayınız: 29.09.2015 THY+DHMİ'ye şikâyet
(*) Otelin adını duyunca çok garipseyen Yalçın'a "Fethiyenin eski adı da ondan" dediler. Oysaki Fethiye'nin eski adı "Meğri" dir. Rum kadın ismi "Meri" değildir. Yani, otelin kendi gibi ismi de fauldür.

l) 15 Eylül 2015: İstanbul'a Dönüş

Yalçınlar 15 Eylül akşamı döndüler. Ertesi gün arabayı servisten alıp yazlığa gittiler. Bayramın ikinci günü de Ataköy'e döndüler.